|
Zeynep Fadıllıoğlu’nun ismi, Türkiye’de genelde eşi ve eğlence dünyasının duayenlerinden Metin Fadıllıoğlu’yla birlikte anılıyor. Oysa o tüm dünyanın tanıdığı başarılı bir tasarımcı. Başta Ulus 29 ve Nişantaşı Beymen Brasserie olmak üzere eşinin yarattığı birçok farklı mekanın tasarımı da ona ait... Tabii tasarım dünyasının bu güçlü kadınının tek başarısı bu mekanlar değil. Camiden otele birçok farklı binanın tasarımında onun imzası var. İngiltere’nin en prestijli tasarım ödüllerinden "Design&Decaration Award’ın da sahibi olan Fadıllıoğlu, Amerika’nın moda ikonu SarahJessica Parker’a benzetildiğinden "Türkiye’nin moda ikonu" olarak adlandırılıyor...
Fadıllıoğlu, son tasarımını Eke Tekstil’in sahip olduğu "Hamam" markası için yaptı. Markanın mağaza ve fuar standı ile comer’larının konsept ve proje tasarımlarını üstlenen Fadıllıoğlu, yurtdışındaki Hamam mağazalarını da tasarlayacak...
Türkiye’de devletin belli bir tasarım politikası olmamasından şikayet eden Fadıllıoğlu’yla bu politikanın önemi ve Türkiye ihracatında oynayacağı rol üzerine konuştuk.
Bir yanda cami, diğer tarafta mağaza zinciri... Birbirinden bu kadar farklı konseptleri yaratmak zor olmuyor mu?
Ruha hitap eden her türlü tasarımın altından kalkabilmem mümkün. Yeter ki zamanım yeterli ve bu konuda hislerim sağlam olsun. Ayrıca bu tasarımları oluştururken tek değilim; bana yardımcı olan IS kişilik güçlü bir ekibim var. Biz duyulara hitap etmeyi seven bir ekibiz. Böyle bir proje geldiği zaman sahip olduğumuz heyecanla farklı tasarımlar yaratmak hiç zor olmuyor.
Sizce Hamam markası mağaza tasarımları için neden sizi seçti?
Yurtdışında rol aldığım projelerin bu seçimde rol oynadığı ortada. Bunun dışında, bildiğiniz gibi hamam bize Osmanlı’dan kalan bir kültür mirası. Benim Osmanlı kültürüne ilgim ve bilgi birikimim de yetkilileri bana getirmiş olabilir. Bu konuda derinleşeceğime inandılar ve haklı da çıktılar. Ama Hamam’ın modern çizgilere sahip bir marka olduğu da unutulmamalı. Sanırım bu iki çizgiyi en iyi şekilde ben ve ekibimin harmanlayacağı düşünüldü.
Bu mağazaları yaratırken hangi detayların üstünde durdunuz?
Öncelikle hamam kültürünün geldiği noktaya baktık. Hamam, Osmanlı’da sadece yıkanmak için kullanılan bir yer değil. Aynı zamanda eğlence ve sosyalleşme alanı. Hatta "kız beğenme" gibi döneme ait birçok ritüel de burada oluşmuş. Öte yandan, günümüzde Uzakdoğu kültürünün de etkisiyle "spa" kavramı gündelik yaşantımıza girmiş durumda. Bu kavram da dinginliği ve bireyin kendine dönmesini çağrıştırıyor. İşte biz mağazaları oluştururken, bu kavramların çağrıştırdığı tüm yan anlamlara kulak verdik. Diğer tasarımı arımızda olduğu gibi renk ve dokulara hitap etmeyi unutmadık. Tek bir farkla; bu mağazalarda kokulara da hitap etmeye çalıştık.
Sizce Hamam’ın başlattığı bu trend diğer şirketler için bir örnek olacak mı?
Ben günümüz dünyasında tüketicilerin bir üründen çok o ürünün sunduğu deneyime para ödediği kanısındayım. Zaten "lüks"ün yeni tanımına da bakarsanız, bir ürünün fiyatı değil sunduğu deneyim ve serüven tüketici nezrinde önem taşıyor. Amerikalı ve Avrupalı birçok global marka bu durumu keşfetti. Artık hem ürün hem de bu ürünlerin sergileneceği mekanlar dünyaca ünlü tasarımcıların elinden çıkıyor. Oysa ne yazık ki bizim ülkemizde tasarımla ilgili belirlenmiş bir devlet politikası yok. Bunun eksikliği kendisini şirket politikalarında da gösteriyor. Başta tekstil olmak üzere birçok sektörde içinde bulunduğumuz çıkmazın nedenini de ben bu politikanın eksikliğine bağlıyorum. Oysa Hamam bunu önceden görebilmiş bir marka ve bu doğrultuda hareket etmek istiyor. Hamam’ın fuar standına girenler, ürün ve kültürle birebir bağlantılı ama çağdaş bir deneyim yaşayacaklar.
Şirketlerin bu konuda bilinçli davranmamalarım neye bağlıyorsunuz?
Türkiye, kendi kültürel zenginliklerinden faydalanmayı uzun zaman önce bıraktı. Modernleşeceğiz derken kopyacılığa alıştık. Bu olumsuz durum yaratıcılığın gerektiği birçok sektör için geçerli. Oysa yerli markaların uluslararası pazarlarda söz sahibi olması için Hamam’ın açtığı bu yoldan ilerlemeleri gerekiyor. Hatta şirketlerin kendi bünyelerinde tasarım yöneticileri istihdam etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye’de bu tür yöneticiler için gerekli programlar var mı?
Maalesef bu sahanın doldurulması için eleman yetiştiren program sayısı oldukça kısıtlı. Benim de 8 yıldır içinde bulunduğum bir program Bilgi Üniversitesi’nde uygulanıyor. "Tasarım Yönetimi ve Kültürü" adını taşıyan bu programa sadece meslek sahibi olmak isteyen gençler değil, herhangi bir şirkette yöneticilik yapan çalışanlar da ilgi gösteriyor. Ancak tek bir program yeterli değil.
Hamam’ın ardından ne tür sürprizleriniz var?
Hindistan’da başladığınız bir proje oldukça ilginç. Bu projede hem o ülkenin tasarımcıları hem de kendi ülkemizden mimarlarla çalıştık. Medyada da bol bol yer alan bu cami projemizin şubatta tamamlanması bekleniyor. Yaz mevsiminin en büyük çıkışını ise Antalya’da yapacağız. Adını vermek istemeyen bir Rus firmaya çok görkemli bir saray-otel projesi hazırlıyoruz. Tamamlandığında bölgenin en çok konuşulan yapısı olacak.
Kaynak: Para Dergisi