|
Bir zamanlar büyük müdür, daha şirketin bir bölümüne girmeden ayakkabılarının gıcırtısı ve çevresindeki maiyetinin koşuşturmaları ile geldiğini haber verirdi. Çalışanlar ise hemen derlenir, toplanır, işi gücü bırakıp saygılarını göstermek için ayağa kalkardı. O dönemde bir örgüt veya fabrika, tıkır tıkır işlemesi gereken bir makine gibi düşünülürdü. İşçiler ve diğer elemanlar ise bu büyük makinenin bir parçası olarak görülür, "kontrol", yönetim işlevleri içinde en önemlisi olarak kabul edilirdi. Bu ortamda ortalama eğitim düzeyi epey düşük olan çalışanlar yalnız söyleneni yapmakla yükümlüydü.
Geçen yüzyılın 50'li ve 60'lı yılları arasında ise şirketlerdeki yönetim anlayışı, askeri disiplinden izler taşıyordu. O yıllarda yönetimle ilgili kitap ve makalelerde "emir-komuta hattı", "yetki zinciri" ve "kurmay kadrolar" gibi askeri kökenli terimler yaygındı. 40 yıl öncesinin Türkiyesi'nde yönetim kelimesi için "sevk ve idare" terimi kullanılmaktaydı. "Sevk" kelimesinin askeri birlikleri veya ürünleri bir yerden diğerine yollama anlamına geldiğini hatırladığımızda, o günlerin "idare" biçiminin insanı odak noktasına alan yönetim anlayışından ne kadar uzak olduğunu anlayabiliriz. O günlerden bu yana köprülerin altından çok sular aktı... Bugün karşımızda daha eğitimli, bilgili, TV ve diğer kitle iletişim araçlarının penceresinden dünyayı izleyebilen bir "insan" var. Artık insan, makinenin bir parçası veya uzantısı olarak görülmüyor. İnsanlar geçimini sağlamak için çalışmaya mecbur ama yönetici de ancak çalışanların desteğini aldığında başarılı olabiliyor. Yetki zincirinin elini kolunu bağladığı insanlardan, yalnız rutin ve tekdüze işlerde verim alınabiliyor. İşten atılma korkusunun ... |